SANAT TARİHİ

ANTİK YUNAN SANATI

Antik Yunan diye tanımlanan dönemde yaşayan ve ürün veren kültür-sanat-bilim-felsefe insanları, kendilerinden önceki uygarlıkları ve onların felsefe, bilim, mimari, sanat, kültür alanlarında yaptıklarının birikimi ve miras olarak gelecek nesillere bıraktıklarının içine doğdular.

Toprakları dışına çıkıp, Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları başta olmak üzere ulaşabildikleri, keşfettikleri, ticaret ilişkisiyle başlayıp yerleştikleri, kolonileştirdikleri yerlerdeki (Anadolu) insanların bilgi ve eser birikimleriyle de tanıştılar, öğrendiler.

Tüm bunların üzerine kendi akıl, fikir, mantık, eğitim, sorgulama, tartışma yöntemleriyle insanı ve doğayı enine boyuna gözlemlediler ve kendi diyeceklerini, yapacaklarını bu mirasın ve gözlemin üzerine kurdular.

Antik Yunan medeniyeti dil, siyaset, eğitim sistemi, felsefe, bilim ve sanat olmak üzere birçok alanda etkili oldu.

Matematik-Bilim-Geometri-Fizik-Bioloji (Pisagor, Öklid, Arşimet), Astronomi modelleri, Gezegenlerin hareketi, Dünya’nın ekseni, Güneş sistemi üzerine yaptıkları çalışmalar, buluşlar, geliştirdikleri teoriler;

Fizikçi ve Tıp adamı Hipokrat’ın hastalıklar ve tedavilerle ilgili araştırmaları, bulguları, Tıp okulu kurması;

Felsefe’de Sokrat, Platon, Aristo’nun devrimsel nitelikteki sözel, yazılı, eğitimsel katkıları;

Yunan sanatçılar, Heykeltraşlar özellikle insan bedeninin orantı, denge ve kusursuzluğuna odaklandılar. Yaptıkları taş ve bronz heykeller tarihin en tanınmış sanat eserleriydi, bir kısmı bugüne kadar ayakta kalabildi, Dünya müzelerinde sergileniyorlar.

Eflâtun (Platon) ve Aristo’nun yaşadığı M.Ö. 5 ve 4. Yüzyıllar, tüm batı dünyası için, sanatın doruğa ulaştığı gerek o zaman gerek sonradan, klâsik diye tanımlanabilen ne kadar sanat olgusu varsa, tümünün uyduğu ilke ve kurallara varılmış bir dönem olarak kabul edildiği Yunan Klâsik Dönemidir.

MÖ 510 Yunan şehir devletlerinin yükselişi ve Atina’da demokrasinin doğuşu sırasında Yunanistan altın çağını yaşarken, sanat alanında da bir yükseliş yaşandı.

Antik Yunanlar için sanatta insan vücudunun tasvir etmek çok önemliydi. Bu dönemden yalnızca birkaç tane büyük resim geriye kalsa da çömlek boyamaları ve heykeller Yunan sanatının nasıl geliştiğini gösteriyor. Yeni tekniklere bakıldığında sanatçıların, vücutları daha gerçekçi bir şekilde; eylem halindeyken, istirahat ederken ve hatta erotik davranışlar sergilerken betimlediklerini görüyoruz.

Duygusal ve fiziksel denge bu üslubun esasını teşkil eder. Akıl duygusal ve fiziksel denge ile birleşince sınır ve zaman ortadan kalkar, evrensel ve tüm zamanların güzeli ile yani Klâsik ile buluşuruz.

Birçok kişiye göre Yunan sanatının zirve noktasını Atina’ya baktığımızda görebiliriz. Atina’daki Parthenon Tapınağı dünyanın en bilinen antik yapılarından biridir. Bu yapı günümüze kadar büyük oranda zarar görmeden kaldı, korunmaya devam ediyor. Aslen tanrıça Athena’ya ait bir Tapınak olan Parthenon’da, konik sütunlar ve sanat üzerinde çok büyük etkisi olan olağanüstü, gerçekçi heykeller yer alıyor. Atina gücünün doruklarındayken inşa edilen Parthenon, Yunan kültürüne saygı duyan Antik Roma’dan imparatorluğun zirvesinde olan Britanya’ya ve 19. Yüzyıl ABD Washington D.C.’ye kadar, gelecekteki birçok medeniyetin mimarideki rol modeli haline geldi.

Phidias’ın “Parthenon Tapınağı” rölyefleri ve Tanrıça Atena heykeli, Miron’un “Disk atan genç atlet” heykeli, Zeuxis’in “Üzüm yiyen çocuk” temalı duvar resmi bu dönemin örnekleridir.

Heykeltıraş Praksiteles Knidos’taki Tanrıça Afrodit heykelini yaptı.

Heykelin orijinali bugüne gelemedi, Romalılardan kalan kopyaları var. Afrodit heykeli her dönemde sanatçılar tarafından taklit edildi, Afrodit bugün de ideal kadın güzelliğinin sembolü olarak kabul edilmektedir.

Antik Yunan dönemine ait Polykleitos ’un atlet heykeli Doriforos’un ana özellikleri yüzyıllar sonra yapılan İmparator Augustus’un heykelinde de görülebilir.

Klâsisizm/Klâsik Üslup hem sanatsal bir geleneği hem de estetik bir tutumu belirlemek için kullanılır. Örnek alınan Antik Yunan ve takipçisi Roma yapıtlarının açık seçiklik, ölçü, düzen, denge özellikleridir.

Üslubu dönem vererek tanımladığımızda 1- M.Ö. 5 ve 4. Yüzyıllarda Yunan ve Roma sanatı, 2- 13-17. Asırlardaki İtalyan Yüksek Rönesans Sanatına ve 3- 17.-18.Yüzyıl Fransız Sanatına yansımasını verebiliriz.

Sanatı bir yansıtma, benzetme ya da öykünme olarak görme eğilimi Antik Yunan’dan bu yana izlenmektedir. Bu anlayışa uygun olarak, sanat eserlerinde doğa, insan, yaşam, kısaca gerçeklik yansıtılmış olarak görülür. Sanat eseri dünyaya tutulmuş bir aynadır, yansımadır (Mimesis).

Ancak yansıtıldığı savunulan gerçeklik çeşitli düşünür, estetikçi ve yazara göre değişmektedir. Sanatta gerçeklik, döneme ve üsluba göre yüzeysel yansıtma (doğa ve doğal), özü yansıtma (insan doğasının ortak özellikleri olan tutku, acı, sevgi vs) ve İdealize edilmiş gerçekliği, düzeltilmiş gerçekliği yansıtma (yaşamdaki çirkinlikleri, yanlışları, kabalıkları gizleme) karşımıza çıkar.

Klâsik Sanat döneminde düşünürlerin plâstik sanatlarda başka bir tarz akıllarına dahi gelmiyordu. Son derece uyum içinde, oran ve orantılar açısından en yetkin biçimlemeler, özellikle insan bedenlerindeki dingin, uyumlu, ağırbaşlı, ciddi güzellik, idealize edilmiş insan güzelliğini yansıtmaktaydı. Ölçülülük, uyum ve orantı aklın kabul ettiği verilerdir.

Antik Yunan sanatı Roma İmparatorluğunun işgali ile Yunanistan’da durdu. Galip Romalılar, Yunan sanatını beğenir, takdir ederlerdi. Bu kez Romalılar kendi kültür ve sanatlarını geliştirmek için Antik Yunan mirasını sahiplendiler, ustaları ve teknikleri kendi topraklarına taşıdılar, eserleri kopyaladılar, Mitolojideki Tanrıların isimlerini değiştirdiler, kendilerine uyarladılar.

Romalılar Yunan sanatının kendilerinden ileride olduğunun bilincindeydiler. Kendilerini Yunan sanatının varisleri olarak gördüler.  Yunan sanatını imparatorluğun her alanına taşıdılar ve gelecek nesillerin keşfetmesi için birçok iz bıraktılar.

Benimsemeleri, geliştirmeleri, yaymaları Avrupa ve Dünya’nın yararına oldu. İlerleme ideal olarak kabul edilen Antik Yunan’ın güzellik ve mükemmelliğin standartları ve tarifleri çerçevesinde oldu.

Yunanların orantı, perspektif ve uyuma verdikleri önem Romalı mimarları da oldukça etkiledi ve Rönesans’tan günümüze kadar bu iki medeniyet Batı dünyasına hâkim olan kültürün ve klasik mimari düzenin temelini attı.

Takip eden yüz yıllarda Avrupa başka saplantılar, yönlendirmelerle yoldan çıkıp Antik Yunan, Roma değerlerinden uzaklaştı, bilgi başta olmak üzere kazanımlarını tahrip ettiler, yıktılar, unuttular, kendilerinin de karanlık çağ diye adlandırdıkları yüzyıllara girdiler.

RÖNESANS’IN AYAK SESLERİ

Orta Çağ Avrupa’sındaki Kilise hegemonyasına karşı çıkan Krallar, İmparatorlar ve Papalar arasındaki anlayış ve güç savaşları, iç ve dış kargaşalar, hükmedenlerin halka karşı tutucu, ezici tutumu, sanatçıları kendi doğruları ve istekleri doğrultusunda yönlendirmelerine rağmen bu dönemdeki Romanesk ve Gotik akımlar yine de Klâsik gelenekleri kullanmaya gayret gösterdiler. Her ne kadar tarihte bu dönem “Karanlık Dönem” olarak adlandırılmış olsa da özellikle mimaride değerli sanatçılar ve sanat eserleri ortaya çıktı.

Ama artık Dünya, Mikelanj’ı, Karavaçyo’yu, Leonardo da Vinci’yi ve gerek Siyasette, edebiyatta gerekse Sanatta “Yeniden Doğuş”- Renaissance dönemini, istemekte ve beklemekteydi.

Avrupalıların tekrar doğrunun ve güzelin yolu üzerine çıkmaları için beklenen yenilikçi adım Ravenna’lı şair ve siyasetçi Dante Alighieri (1265-1321) ve onun muhteşem eseri İlâhi Komedya ile geldi. Batı Avrupa düşüncede, sanatta antik dönemin güzelliklerine dönüş yaptı, yeniden keşfetti, yeni bir dönem başlattı, “Yeniden Doğuş” yani Rönesans’ın temellerini attı ve hızla geliştirdi.

Antik Dönemin gözde sanatları ve sanat eserleri yeniden ortaya çıkarıldı. Yüzyıllar boyunca unutulan bu eserler, Leonardo da Vinci ve Michelangelo gibi Rönesans sanatçılarının resim ve heykelde antik eserlerde gördükleri gerçekçilikte ve canlılıkta işler çıkarmaları ve ustalaşmalarında ilham kaynağı oldu.

Rönesans sanatı, Yunan sanatının Avrupa’daki etkisini fazlasıyla artırdı. Yunan ve Roma sanatı klasik sanat dönemindeki nesiller ve yeni bir sanat akımı için rol model olarak görüldü.

Gerek Yunan ve Roma Klâsik dönemi gerek daha sonra belli dönemlerde tekrar ortaya çıkan, aynı akılcı ilke ve kurallara bağımlı sanat anlayışları yani Rönesans (14. Yüzyıl ikinci yarısı ile 16.yüzyıl sonu arasındaki dönem) ve Neo-Klâsisizm (18.yüzyıl ikinci yarısı ile 19.yüzyıl ilk çeyreği arasındaki dönem) birbiriyle ilişkili yaklaşım ve biçimlemeyi yansıtır.

14. asırdan19. Asır başına kadar sürecek olan sanatsal anlayışın devamında ortaya BAROK çıktı, önceki dönemlerin karşıtı anlayış ve biçimlemesiyle yeni dönemin ve değişimin köşe taşıydı.

 

NY

 

  ZAFER TANRIÇASI NİKE 

  M.Ö.2. Yüzyıl Hellen Sanatı-2,75m yükseklik

  Ege Semadirek Adasında bulunan adak anıtıdır.

  Paris Louvre Müzesi

“DISCOBOLUS“

Disk atan Atlet

MÖ 450-Antik Yunan Sanatı

Bronz-Heykeltraş MİRON

Britanya Müzesi Londra

Başa dön tuşu